top of page
Ödünç Yıllar
Münisenin Sırları
Çekmecemdeki Mektup
Kılıç Onlusu
Prag Expresi
Yalnız Bir Defa
Adak Mumu

Birlik ve bundan türeyen sevgi membaının belki henüz bilinçli olarak önemini kavrayamasa da, minicik eniklerin kendine özgü koku alma ve gardını kuşanma dürtüsüyle, küçük çocuk ömrü boyunca bu değeri hep yaşatmaya gayret etti. Zaman oldu ki en azılı hasımlarını gözünü dahi kırpmadan hayati vuruşlarla nakavt etmekten geri durmayacaktı. Ama kökleşmiş bir yuva ve hiçbir şey ummadan, tamamen beklentisiz, onu bir yumağın başı ve sonu gibi sadece sevmeye koşullanmış bu iki kadın, genç adamın daha ileriki yıllarda materyalist, sığ, egoist ve kimine göre esrarlı hayatının ister istemez akordunu sağlayacaktı.…Sarf edilen sözler tamamen küçük çocuğa aitti, onu ilgilendiriyordu ve tahmin edildiği gibi onu can evinden vurmuştu, elini yumruk yaptı ve gitti duvara patlattı. “Hiçbir şey onun mağrur ifadesini, duruşunu bozmayacaktı. Çünkü o herkes değildi; herkesten farklıydı ve farklı olacaktı. Çünkü o, Zafer Pulan’dı; Tanrının ona bahşettiği ileri beyin kapasitesiyle adını dünyaya duyuracaktı.”…– Sen benim geçmişim, bugünüm ve geleceğimsin. Senden uzak kalmakla hayatımın ışığının da zayıflayacağını biliyorum ama senin gibi bir mücevheri, bütün akılcı değerleri yıkmak pahasına, yakama takmak ve bunda egoistçe diretmek, benim gibi zavallı bir kadına hiç ama hiç yakışmayacaktır. Senin kâinatı bile aydınlatacak bilimin en karanlık dehlizlerine nüfus edebilecek potansiyelin olduğunu biliyorum ve okulunun benden evvel sendeki bu olguyu fark etmesini hazmedemeyişime, çoğu zaman belli etmesem de kızmışımdır, bunu ise annelik bencilliğine veriyorum ve bundan ötürü çok üzgünüm ve herkesten özür diliyorum.

- Hoşgeldin hayata canım, dedi. önünde seni bekleyen uzun yıllar var. Sabır ve iradenle sen kazanacaksın eminim.- Neyi kazanacağım, anne, neyi?- Kendini.- Değer mi bunca çaba ve yorgunluğa anne, değer mi?- Hiç kimse, hiçbir şeye değmese de salt kendi mutluluğun, insan onuru için değmeli, kendine saygını yitirmemelisin.İlk önceleri bir refakatçiyle berbere gidiyordu. Hiç bir zaman oturduğu köşeden kalkmayı da istemezdi, bilirdi ki hareketlerindeki (gerçek bile olmasa) garipliğe alaylı bakışlarla hedef oluyordu, onun için yerinden doğrulmayı istemezdi. Teker teker kapıya dizilen çıraklara bahşiş bırakmak yok mu, onu sinirlendiriyordu. Bir tomar parayı kasanın üzerine koyup, dağıtırsınız deyip hızla uzaklaşıyordu, daha doğrusu kaçıyordu salondan. Yavaş yavaş ferdileşen yürüyüşlere çıkmaya başladı. Hayatı öylesine özlemişti ki. temiz havayı burun deliklerinde teneffüs etmek, ne duyumsuzluktu yarabbi! Kendi başına yemek yemek, yıkanmak, berbere gitmek, arkadaşlarıyla sohbet etmek, araba kullanmak onun en büyük keyfiydi. Çevresiyle uzak da olsa bir iletişim kurmaya çalışıyordu. Gazeteleri okuyor, okumayı severdi ama bir müddet sonra bunalıyor, tam olarak konsantre olamıyor, okuduğu nesneyi bir kenara fırlatıp atıyordu. Yeni elbiselere heves ediyordu. İlk alışverişini, bir arkadaşıyla Nişantaşı'na yaptığı ufak gezide lacivert bir pantolon takımı satın alarak yaptı. Bir bacağı diğerinden hafifçe daha düz basıyordu. İncecik bir detay bile onu depresif yapıyor, her şeyi kırıp parçalamak istiyordu, sonra eve geliyor, günlerce sokağa çıkmamaya yemin ediyordu. Hayatının direksiyonunu elinden kaçırmıştı, oradan oraya savruluyordu. Yine öyle sessiz, durağan bekleyişine döndü, odasına kapandı.

Yazarın Tüm Kitapları

Bu kitabım bir yaşam sevinci ve yaşama dönüş mücadelesinin gerçek biyografik  öyküsünü içerir... İsterim  ki  hiç  kimse yaşamından  ümidini  kesmesin elinden geldiğince  gücünü,  iradesini bilesin ve zaman zaman çok gaddar da olabilen  bu yaşamdan  mümkün olduğunca istifade etmeye baksın, hatta mümkünse yaşanacak  tatlı  günleri  ve  dakikaları çalabilsin..

Epikürist bir düşünce belki ama "yaşanacak tek bir hayatımız var". Kimseye doğarken yaşamak istiyormusun ,  diye  sormazlar. Bu  nedenle  bizler yaşama borçlu  değiliz ve yine  bu yaşam  bizleri mutluluğa  gark  ederek  ağırlamak durumundadır,  buna karşılık,  biz Ademoğulları da  münevver ve BİLGE bir insan olmanın  ülküsüyle  Yaşamın bu Konukseverliğini asla  ihlal  etmemeye  özen göstererek, ancak  böylesine duru  bir  şekilde şükranlarımızı  ifade  edebiliriz.

Kitabın ikinci bölümünde  yeri  asla  dolmayacak,  ileri görüşüyle  bizleri hep şaşırtmış, çocuk ve torunlarının dolaylı da olsa  izinden  gitmesine  önayak  olmuş usta kalem anneme minnetimi iletmek istedim..Yaşasaydı  o kısa ama  fevkalade derin öykülerini yayımlayacaktı; ama  ömrü  vefa etmedi..Onun  yazım  gücü  çok ileri boyuttaydı, burada onun  bir kaç yerel gazetede yayımlanmış    hikaye  ve makalelerine  yer verdim. Bundan böyle onun yarım kalmış (Ağanın  Çocukları ) romanını tamamlayarak okurlara  sunmak  benim borcumdur.

Kısaca bu kitap "Munise'nin  Sırları"  bir  potpuri özelliğini taşıyor. İlginiz ve anlayışınıza şimdiden teşekkür ederim.

 

Munise Melda Onuralp

Beni, ardıç kuşunu kara toprağa vermemek için ne çok mücadele vermiştin. Aslına bakarsanız bu, benim  dışımda  gelişen  dolaylı bir olguydu,  çünkü  o  durumda  kendi mücadelemi  vermem söz konusu  bile  değildi. Biteviye "Kızım diğer meçhul alemi tanımak için henüz çok  çok genç" diyordun. Ve  sen anne, kendine,  bana ve  Tanrı'ya  olan inancınla sen  kazandın. Beni yaşama iade ettin..Ne  türlü  meşakkat, ne  türlü  direnişti,  ama neticede aralık  duran  yas kapısını arkamızdan çekecek  kadar  kararlı  bir  sorumluluğun  vardı... Lakin ne ağır, ne bitmek  tükenmek bilmeyen bir borç  yüklemiştin  bana . 

 

3,5 ay geçti ve şimdilerde ben ilelebet  seni  yitirmenin azabı ve ezikliği ile yaşamımı sürdürmeye çalışıyorum. Oysa  sana  âbı  hayat  maşrapasını  uzatıp  kana  kana  içmeni izlemeyi  isterdim. Maalesef Hızır  Peygamberin  o  ulu  tılsımından  bende  eser yok..

 

Başarabilseydim eğer,  bu  günlerde  bir  sürgün  gibi   hissettiğim  bu  yaşamı  ancak haysiyetimle sürdürebileceğim  kuşku  ve saplantısını unutmaya  gayret  eder, belki  de böylelikle  vicdani  bir beraat  sağlardım kendime...

Adım Fethiye Sabahaddin, soyadım Kendi. Hiçbir ünvana, hiç kimseye manen ve inşallah maddeten de Rabbim beni muhtaç kılmasın! Her bir şeyimizi kaybettik, babamın naaşını bile Dr. Orhan Kazancıgil Beyefendi?nin yardımlarıyla kaldırdık. Hiç kimsem yok. Lütfullah Amcam ve Şulenaz?dan başka, hiçbir şeyim ve kimseye verecek hiçbir şeyim kalmadı. Ama beyefendi, soylu mütevaffa zatı şahanelerinin tek evladıyım. Şimdi onunla ve kendi kişiliğimle iftihar ediyorum. Biran duraksadı, sesi titrediyse de çabucak kendini topladı: -Teşekkür ederim efendim bu alicenap teklifinize Durdu, tekrar buz gibi bir sesle: -Maalesef teklifinizi kabul edemeyeceğim beyefendi. Dr. Belger güçlükle ayağa kalktı: -Anlıyorum Fethiye diye mırıldandı. -Henüz çayınızı bitirmediniz. -Çayı sıcakken severim. Parmağıyla çaya şöyle bir dokundu. Soğumuş! -Şimdi artık müsterihim ve Allah?a emanet ediyorum sizi. Yüce Tanrı sizi hep korusun Sayın Fethiye Hanım Kendi. Fethiye o konuşmadan sonra zafer kazanmış bir komutan edasıyla dolaştıysa da, haftasında yine sinirli ve düşünceli bir kadına dönüşüverdi. Onu anlamıyordum ve hiçbir zaman da anlamayacaktım. Bu ne gururdu! 

Yazarın   amacı, "Özgür  ve  Adaletli ", iç  ve dış  dünyada  düşünsel  birikimlerinin  orantılı ölçütünde, kendisinin  bile  henüz  tanıyamadığı  girift  dehlizlere  erişebilmektir. Ona  göre, bu da insanın oto etüdü (öz yapılanma)  ve  sevmesi ile mümkündür. 

Bu  kısa  ön yazıyı  Yazarın  ağzından  noktalayalım:

Şimdiye  kadar biraz  da  kendim  için  yazdım. Lakin "Kalemin Sorumluluğunu" da taşıdığımın bilincindeyim. Nasip  olursa,  bundan  böyle  sınırlarımı  aş  yaratıcılığımı  ifade edebileceğim eserler yazacağıma  inanıyorum. Kaybettiğim  zamanı  telafi  edebilirim belki... iki volümlü bir  eser  neden olmasın? Hangi konuda mı, o da şimdilik benim sırrım olsun. Sıkılmayacağınızı umuyorum..

Romanlar, yaşamlardan kaynaklanır. Yine bazı yaşamlar ender de olsa romanlardan kaynak toplar. Maruşka bebeklerine benzer bu ilişki; çünkü iki doğrunun varlığını bize ispat eder. Güzel-çirkin, doğru-yanlış, melek-şeytan gibi..Yaşamın debisinde, bu gerçek, bıcak sırıtındaki iki keskin yüze benzer, her ikiside yaşama sığar, ayrı düşünülemez, birbirlerini tamamlar. Bu yaşamdır işte! Ve o yaşam ki her iki yüzüyle de kabul edilir Sakıncılının yanında, kusursuzluk kendini gösterir. "Güzellikve iyilik, erdemlerin en hasıdır.! Sokrates.Gizem-Lal bir bakıma Herman Hesse'in Bozkırkurdu'dur.

İlk eseri olan ''Adak Mumu''nda Onuralp görüleceği üzere kişiler arasında iyi yahut kötü ayrımı yapmamıştır. Aynı şekilde topluma yararlı yahut yararsız gerekçesiyle kişi toplumdan soyutlanamaz tezi savunulmaktadır. Kişiler içinde yaşadıkları sosyal düzene göre duygu ve düşünce biçimi kazanırlar. Zaman zaman devleşen hatta idealleştirilen roman kahramanı bazen en bozuk yollara sürüklenebilir.

© 2016 by Melda Onuralp. 

bottom of page